Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak fakat arkana bakma... Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de... Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
Yolcuya bakıp yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil, asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal...
“En doğru yol; en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma. Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır, gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler.
Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat şu gerçeği de hiç unutma: Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış klavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın, merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur. Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabiliri. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir şey daha: Pusulayı sahte manyetik alanlardan, parazitlerden, nesnelerden uzak tut. İbreni saptırırlar da haberin olmayabilir.
Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkiisini iyi hesap etmelisin. O'ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin. Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkuların tuzağıdır, yani kendi benliğinin sana kazdığı tuzak.
İnşirâh…İnşirâh…İnşirâh…Hâra düştüm,dilime kan değdi yüreğime od.Dâra düştüm Ey Rab bana bir inşirah..Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok karanlık…katran karası olmuş göğsümü bir açıver…Daraldım…Bir bakıver..
Genişlettin ey yar! Dünyadan bunaldığım her vakit,yağmur yağmur yüreğime,damla damla gözlerime düştün.Semalarda yerim yok bilirim,arşlardan ta ki gönlüme düştün.Yaralar bedenimde yol çizerken adeta,tuz değil ,sen gönlüme tılsım sürdün.Dünya zemininde ayaklarım kayarken bir bilinmezliğe, tut n’olursun bırakma bilmediğim alemlere…Gece ve ben iki biçâre yine kapındayım.Soluklanmak istiyorum Ya Rab! Gece yeminli konuşmuyor benimle.Gece küskün bana, yalnız bıraktım onu gelirim diye.Gitmedim ona Ya Rab! Geceler bensiz geçti,seccadeler eşsiz,yıldızlar yoldaşsız kaydı.Geceye söz verdim gelirim diye,gitmedim.İhanetim var ona..Gece yeminli..Ben sana bugün yalnız geldim.Terkedilmiş sevdaların mekanından geliyorum.Yıllanmış sevgilerin koynundan.Ayrılıklardan geliyorum.Yalnızlıktan…Gönlümün tenhasından geliyorum.Gecenin günahlarımı örtmeyen mahremiyetinden geliyorum.Dünyanın arkamdan yırttığı gömleğimle.Kimsenin duymadığı ama kulağımı çınlatan aff sesleriyle geliyorum.Ademin utangaç bakışlarıyla,Nuh’un terk-i diyarıyla bir yunus affı edasıyla geliyorum.Daraldım Ya Rab! ‘kabul’ ümidinin ferahlığıyla geliyorum.Yüreğim üşüyor artık,mahşeri bir yalnızlıkla geliyorum.Aç Ya Rab n’olursun aç göğsümü tekrar bir köz değdir.İçimin vahalarından kurtar beni.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet genişlet beni.
“Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü .”(inşirah/2)
Attın ey yar! Ben bilemedim yükümün azaldığını ama sen hafiflettin beni.Dünyanın omuzlarıma yüklediği bu ağırlık, yüzümü yere düşürmeye başlamışken,bu yükü benden alarak belimi sen doğrulttun.Rükuya eğilen bir beden senin karşında yüce makama erdi.Secdeye değen baş,merhametinle sana erdi.Oysa ben bilemedim.Kirlenmiş yüreğimle,sözlerimi dünyaya aşina ettim kapıldım bu misafirhanenin işvesine.Şimdi temaşa bile edemiyorum masivayı.Aydınlanmıyor gözlerim,yeşermiyor kırık düşlerim.Yoksa Ey Rab ben,sen olan benliğimi çoktan mı tükettim…Züleyha kadar günahkarım,Yusuf kadar masum olmak isterdim oysa ama ben düştüğüm zindanda ezilecek kadar günah topladım.yüküm ağır…Tüm zerrelerim affına sığındı…Mecalsizim,hissizim,bir o kadar da cahilim…Al yükümü Ya Rab n’olursun al belimi büken bu yükü tekrar hafiflet beni.Doğrult ki beni,yüzüm sana dönebileyim.Elimi sana açabileyim.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet doğrult beni.
“Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?”(inşirah/4)
Yücelttin ey yar! En şerefli varlık olarak açtım dünyaya gözlerimi.Mahlukata halife eyledin.İns-an makamında ruhuma can verdin..verdin de ben kıymetimi bilemedim.Aklımı sürgün ettim mantığın hiç uğramadığı yalancı uğraşlara.Her mevsim yağmur yağarken ruhuma,nadasa bıraktım kurak gönlümü.Her insan ektiği biçer değil mi Ya Rab! Günah ektiğim bahçelerde kara güller büyüdü,kokusuz renksiz.Işığım bir mumun aydınlandığı kadar,verdiğim bir aldığım kadar fakat ben olamadım bir senin bana biçtiğin değer kadar.biraz mağrur,biraz bizâr,biraz da kendimi şekva ile geldim.Değersizliğimi bilerek,mecruh bir hal ile geldim işte…Sen şanımı yüceltirken,ben bir o kadar acziyetimle,nasır tutmuş ayaklarımla,kör olmuş gözlerimle,karalanmış hanemle geldim.Kalbimi avcuma sıkıştırarak,rengini kimse görmesin diye saklayarak getirdim.Amansızım,dermansızım,fermansızım.N’olurs un Ya Rab yeniden yücelt beni gönül gözümden geçir beni.Gözyaşına gark eyle beni eyle ki insan bileyim kendimi.İnşirah inşirah inrişah ayet ayet yücelt beni.
“Yalnız Rabbine yönel.”(inşirah/8)
Hayatın koylarından çıkıp senin limanına yöneldim Yar Rab!Sen ki sana gelmeyene dahi lütfederken,bilirim geri çevirmezsin beni kapından.Nihayetsiz acziyetimle,dünyevi arzuların kıvrımlarından,yokuşlu yollarından,ben kendimden geçerek sana geldim bu gece.’kün’ diyerek eyleyiverirsin diye bir ferman,ben ahvalimi dökerek sana geldim Ya Rab!.Benim sana anlatmaya halimi kelama ne hacet,sen beni bilirsin benim halim zaten aşikâr.Kurtar n’olursun bitsin artık bu esaret! Nefsanîyetin haysiyetini huzurda kırmaya geldim.Bakıp görmeyen gözlerimi sende açmaya,atıp yanmayan kalbimi sende yakmaya,her boşluğa sayan ama her daim seni anmayan dilimi konuşturmaya,sana muhtaçlığın şerefini başıma taç etmeye geldim.Sevdası her şeyden âlâ n’olursun aç yüreğimi ben senden bir inşirah istemeye geldim…İnşirah inşirah inşirah ayet ayet ferahlamaya geldim.N’ola ahh n’ola Ya Rab , ben sende kalmaya geldim.Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…
Suskunuz… Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi…Bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin, alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında bizim korkumuz…İkimizde cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Belki de yaşandığında yok olacağı korkusu bizi tereddütte düşüren. Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı…Sen yapamadığın hamlenin, hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden başka birşey olmayacağını düşündün hep… Bense yılların verdiği bir alışkanlıkla içinde var ettiğim bana daha fazla acı vermemek için susmayı tercih ettim…İçimden çığlık atarak susuyorum… Susuyorum… İçimde o kadar güzelsin ki… Sana susuyorum…Demiştim ya “yüreğim susmayı öğreniyor”. Aslı yok. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor. O hiç susmayacak… Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak, parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar…Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insanı… Üşüyorum; alev alev üşüyorum… Hani saatlerce sessiz, tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya; gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil…Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler… Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam…
Gözbebeklerinde kendim yerine başkasını gördüğüm insan; yalan söylerken bile nasıl bu kadar masum durabiliyordun?
Oysa ki sarılırken sana, başka bir tenin soğuk kokusunu varmış bedeninde. Bilmiyordum…
İçten içe ağladığım onca gecenin hesabını nasıl verebilirsin ki. Söyle; en fazla kaç intiharıma sebep olabilirsin? Yüreğimin sancılarını nasıl yok edebilirsin?..
Bu gece başka bir başka ölüm gecesi daha? Bu kez gem vurmadan geldim acılarıma… Senin yüreğin uçurum ve ben hiç korkmadan
Merhaba, değerli kardeşim, çok güzel bir sayfa hazırladığınız için sizi tebrik ediyorum. Okuyanlara faydalı olacağına inanıyorum. Daha iyi ve daha kapsamlı sayfalar hazırlayarak gençlerimize din, iman, ahlak, namus, terbiye, edep, haya, vatan sevgisi konularını anlatıp öğretmek emri bil maruf olduğu için kadın erkek her müslümana farzdır. Allah hepimizin, çocuklarımızın ve gençlerimizin yardımcısı olsun, binler selam ve dua ile Allaha emanet olunuz. Benim sayfamı da ziyaret edip yorumlarını ekleyebilirsin.
Öyle bir aşk olsun ki yaşadığımız Onun destanı göklerde yazılsın. Öyle bir dostluk yaşayalım ki, Melekler o dostluğa duacı olsun, Öyle uzansın ki birbirimize ellerimiz, Onları birleştiren Allah olsun, Öyle bakalım ki birbirimize Bakışlarımız bizi dünyadan alıp Allaha kavuştursun Öyle dökülsün ki gözyaşlarımız, O gözyaşlarını silen melekler olsun. O gözyaşlarıyla cehennemler cennete dönsün...
ablacımmm emegine ve yüregine saglık....cok güzel bi space olmus....allah emeklerini boşa cıkarmasın ...senn için ve herkes için hayrlı olsun paylaştıkların...allah razı olsun...sewgi ve dua ile...
o (besmele) allahu tealanın isimlerinden bir isimdir.. onunla allahın en büyük ismi (ismi azam) arasında ancak gözün siyahı ile beyazı arasındaki kadar yakınlık vardır..
besmele_i şerife inince bulut şark'a (doğuya) kaçtı, rüzgar sakin oldu, deniz dalgalandı, bütün hayvanlar kulak verdiler, şeytanlarada sema'dan taşlar yağdı.. ve allahu teala besmele_i şerife hangi şey üzerine okunursa, mhk o şeyde bereket yaratacağına dair, izzet ve celaline yemin etti..
besmele_i şerifeyi terk eden kur'anı kerimden 114 sureyi terk etmiş olur.. (bazı alimlerin beyanına göre)
her kim allahu tealanın kendisini 19 zebaniden kurtarmasını istiyorsa, besmele okusun ki, allahu teala onun için besmele'nin her harfinden 19 meleğin her birine karşı kalkan yapsın...
besmele_i şerife inince dağlar inim, inim inledi, o kadar ki mekke ehli dağların uğultusunu duydular ve "m... dağlarıda büyüledi" dediler.. bundan dolayı allahu teala bir duman gönderdi taki mekke ehlinin başına çöktü, bunun üzerine rasulallah sav :
" her kimki yakinen (şüphesiz) inanarak besmele_i şerifeyi okursa, dağlar onunla beraber tesbih eder fakat dağların bu zikri duyulmaz" buyurmuştur...
mürşidim \ mahmut usta osman oğlunun ruhul furkan tefsirinden...selam ve dua ile
denmiştir ki bütün ilimler ba'dan türer, bütün olanlarba ile oldu, bütün olacaklar ba ile olur, alemler ba ile meydana geldi,, ba'dan başkası için hakiki bir oluş olmadı, ancak herşey ba ile oldu.. (elifemin dediği levhi mahfuzda:)
bismillah...
eğer sen: allahu tealanın ba'yı diğer harflere tercih ederek, kitabını onunla açmasındaki hikmet ve sr nedir?? dersen,
cevap: (harflerin ilki olmasına rağmen) elif ile isimlendirmedi, zira elif biismillah'da düşer, ba ise sabittir, allahu tealanın kitabını ba ile açmasında 10 hikmet vardır..
elif'te yükseklik, kibirlilik ve uzunluk vardır, ba'da ise kırıklık, tevazu ve alçaklık (alçak gönüllülük) vardır.. her kimki allah için (bismillah) tevazu gösterirse allah onu yükseltir...
ba (kendisinden öncesine ve sonrasına) yapışmaya mahsustur, çoğu harfler bunun hilafınadır, hususa elif, harfi mukatta''dır (kesilmiş harftir)...
ba başta kesralanmıştır (bİ),, ne zamanki ba'da kesra bulundu, surette kırıklık meydana geldi.. manada ise allahu tealanın ~ben benden dolayı kalbi kırık olanlarla beraberim~ buyurduğu gibi mevlanın yardımıyla şeref buldu..
ba'da zahiren kırıklık ve alçaklık vardır, ancak hakikatte yüksek himmeti ve yüksek derecesi vardır. ba sıddıkların sıfatıdır, (bekir ra) elif ise bunun zıddıdır.. ba'nın yüksek derecesine gelince, mhk ki ona bir nokta verildi, elif için bu derece olmadı, yüksek himmetine gelince, ona nokta arz olduğu vakitte sevgilisinin hali gibi olsun diye ancak bir tane kabul etti ve ancak bir tane sevgili kabul etti...
ba'da hakkın yakınlığını taleb etmekte doğruluk vardır, zira ne zamanki ba'da noktanın hasıl olmasıyla bir derece bulundu, onunla övünmeyip onu ayağının altına koydu.. cim ve ya bunun hilafınadır, zira onların noktaları başka bir harfle bitiştiklerinde ha ve te 'ye benzememeleri için altlarına düşer (sadık değillerdir).. ba bunu hilafınadır, zira onun noktası, ister yanlız olsun, ister başka bi harfle bitişik olsun daima altındadır...
elif illet harfidir, ba ise bunun hilafınadır..
harflerin sıraya dizilişinde elif'ten sonra olması hasebiyle her ne kadar ba elife tabii olsada, manada kendisine tabii olunan tam bir harftir, (ayrı bir anlamı vardır~ile ~gibi).. yine telaffuzdada elif ba'ya tabii'dir, zira elif yanlız başına okunamaz (manası olmaz).. bunun hilafına olup ba ona tabii olamaz.. manada tabii olunması ise surette tabii olunmasından daha kuvvetlidir...
ba amil ve kendisinden sonrasını açıklayıcı bir harftir.. bu şekilde onda bir kıymet ve kudret zahir olur ve başangıç için uygun olur.. elif ise bunun hilafınadır, zira o amil bir harf değildir...
ba kendisinden sonrakini kendi sıfatıyla sıfatlandırması, onu kesralaması ve onu eğerek tam bir şekilde kendine izafe etmesi, yardım etmesi ve yapışmasıyla kendi sıfatında tam bir kemalat üzerinedir.. hz ali ra 'nın ~ben ba'nın altındaki noktayım~ sözündede işaret ettiği üzere, ba'da irşat edici, tevhid ile (Bir) başkasını tamamlayıcı bir kudret ve yücelik vardır.. ba tevhid (Bir) üzerine delalet eder ve irşad mertebesindedir...
ba şefe (dudak) harflerindendir ve şefe harflerinde ba'dan başkası için dudak (kuvvetle) açılmaz..
ahdi misakta allahu tealanın " elestü birabbiküm" sualinde, insanoğlunun ağzını ilk açması =bela= cevabındaki ~ba~ ile olmuştur.. ne zamanki ba ağzın ilk açılışı ve insanın ilk konuştuğu harf oldu, bu manalarda ona mahsus oldu.. ilahi hikmetin gereğince allahu teala onu diğer harflere seçti, kıymetini yükseltti, delillerini aşikar yaptı ve onu kitabının açılışı, hitabının başlangıcı kıldı... vallahu e'lem..
Müminde Stres Olmaz'' diyordu bir Psikiyatr.Cümle, çok iddialı bulunmuştu.
Kur'an Kıssalarına eğildikçe, insanın yaşayabileceği bütün sıkıntıları Nebi ve Rasüllerin yaşadığını gördü. Onlar bütün belalara rağmen ilahi huzuru yakalamışlardı.
Kur'an'a bir de bu gözle bakmalıydı. Kıssalara göz gezdirdi, çekilen eziyetlere işaretler koydu:
-Yusuf (a.s.), kardeşlerinin hasedi sonucu kuyuya atılmış, esir pazarlarında satılmış, iftiraya uğramış, hapislerde yıllamış, babasına, kardeşine hasret kalmış ama yılmamıştı.
Ümidin, tevekkülün ödülü olarak Mısır'a sultan oldu.''Derdim çok'' diyen hangi insan, Yusuf (a.s.) kadar bela çekmiş olabilirdi?. .
-Yakup (a.s.), 40 sene evlat hasretiyle kavrulmuş, ağlamaktan âmâ olmuş, ümit kesmeden Rabbine yönelmiş, hem gözleri açılmış, hem de evladına kavuşmuştu.
-İsa (a.s.), en yakın talebelerinden biri tarafından arkadan vuruluyor, ihanete uğruyordu.
-Zekeriyya (a.s.), kavmi tarafından öldürülmek üzere kovalanmış, bir ağaç kovuğuna sığınmış ama testere ile biçilmekten kurtulamamıştı. Testere ile bedeni biçilen Zekeriyya'dan çıkan tek ses: ''Huuuu, Huuuu, Huuuu'' idi.
-Nuh'a (a.s.) öz oğlu bile iman etmemişti.
-Lut (a.s.), tebliğinde yalnız kalırken, fitne grupları ile işbirliği yapan; aynı yatağı paylaştığı karısı idi!..
-Tertemiz bir genç kızken Meryem'in (a.s.) iffetine dil uzatılıyordu. İftira ve hakarete uğrayan Meryem, sırlı bir Rasüle anne; gelecek nesillere örnek-mucize bir hanım oluyordu.
Kadından Rasül-Nebi yoktu ama Allah (c.c.) Meryem'e Cebrail'ini yolluyor, vahiy Meryem'den doğuyordu!...
-Eyyub (a.s.), deve - koyun sürüleri sahibi iken ağır bir illetle yatağa düşüyor, tüm servetini yitiriyordu. Etrafında kimse kalmamış, dışlanmış, insanlar, iniltilerinden rahatsız olmamak için Onu karısı ile bir tepe üzerinde yalnız konaklamaya mecbur etmişti.Sabrının ödülü olarak şifa bulan, 70'inden sonra delikanlı gibi ayağa kalkan da yine Eyyub'tu...
-Musa (a.s.), kavmi ile birlikte uzun bir sürgün yasamıştı.Mutlulukları için çırpındığı kavmi mucizeye şahit olduğu halde iman etmiyor, en zor anlarda Musa'yı (a.s.) yalnız bırakıyordu.
-Kainatın Efendisi Hz.Muhammed ( s.a.v) doğmadan önce babadan yetim, altı yaşında, hem de bir yolculukta anneden öksüz kalmış, 8 yaşında dedesini kaybetmiş, tebliğinin ilk yıllarında karısı ve amcasının ölümleriyle sarsılmıştı.
Kendi kavmince hakaret, aşağılama, ambargo, dışlama, taciz etme vb sıkıntıları çekmekle kalmayıp memleketinden ayrılmak durumunda kalan da O (s.a.v.) idi.
Ömrü savaşlarla geçmiş, buğday bir yana arpa ekmeğine karnı doymamıştı.''Ahh Mekke'' dediği çok olurdu.Rasül gurbette yaşamış, gurbete defnedilmişti.
Şimdi siz bütün bunlardan sonra hala ''Moralim bozuk, hayattan zevk almıyorum, stresteyim'' mi diyorsunuz?
Pes yani!..
Kur'an gibi kitabınız, o kitapta onlarca Rasül ve Nebiniz, Kainat Güneşi gibi Önderiniz olacak da stresteyim diyeceksiniz öyle mi?..
Yakışıyor mu size?!..
Kıssaları yeniden okuyun!...
Tarih okur gibi değil, kendinizi Rasül-Nebilerin yerine koyarak, sahnede başrol oynadığınızı düşünerek, olayın içine girerek okuyun.
Göreceksiniz ne stres kalacak, ne de sıkıntı!..
Sabrın, tevekkülün, teslimiyetin eminliği ile huzur müjdesi alacaksınız.
Niye mi bu kadar iddialıyım?
Ben değil, böyle olacağını Allah söylüyor:
Sabredenleri müjdele!...O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman:
''Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz.'' derler.
İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.
Sen alemin özüsün,kalbisin,varligin gözbebegi,nurusun. Alem senin özetin,senin izin ve aydinligindir. Seninle dogdu alem. Seninle basladi bizim hikayemiz. Senin askinla yandi gönüller,senin nurunla doldu yürekler. Sen,hem övülen,hem öven,hem de övgüsün.
Sen Hak´tan bize en büyük armagansin. Varligimiz senin gülseninden buldu kokusunu,rengini. Sen,marifetin rengiydin,kirmizi güldün,gül kokusuydun. Sen corak topraklarimiza inen rahmettin.
Seninle basladi ve sürüyor maceramiz. Senin varligin hakki icin duruyor dünya. Sen varligin omuzlarinda yükseldigi sütunsun. Adimlarinin izi var kab-i kavseynde. Solugun tutuyor hala sidretu´l-müntehada
Bir gün bir yoldasin sikayet edince,Bilal´in sin´i Allah katinda sin´dir" dedin. bu inilti hala inliyor yüreklerimizde.
Ey Sevgili nebi! Ey ahlaki kur´an olan elciler elcisi! Ey rahmetin ta kendisi, ey mutlak adaletin gölgesi! Seninle basladi ve sürüyor bizim umudumuz. Sensiz varlik,senin gibi yetimdir,gariptir.
Getirdigin ilah haber,her an yeniden nüzul ediyor yüreklerimize seni andikca. Seni sevmek,varligi korumaktir;bunu biliyor,bunu söylüyoruz hala. O sevgide,senin adimlarinin nurdan halelerine bakmanin bir yolu bulundugu icin ölümü de seviyoruz.
Sen olmasaydin,belki alem olmayacakti.sen alemin kalbisin. Gözlerimiz hala senin kalbindeki o yerdedir. Senin kalbinin gölgesine girmenin derdindeyiz hala. Bu dertlerle ney gibi inliyoruz.
Bu aciyla,"Yillar var ki ya Muhammed/Aylar bize hep Muharrem oldu"diyoruz. Estir solugunu ikimize. Estir ki,dagilsin Muharrem acisi, Cagimizin gözyaslari dinsin, Cölümüz gülsene dönsün.
Son nefese kadar ne kazandigimiz, ne kaybettigimiz bir sey var.
Neyleyelim, imtihan dünyasi...
Can tatli, kulluk daha tatli...
Bir metrelik çadirda yasayanin da, konaklarda saltanat sürenin de topu topu bir nefeslik cani var.Bütün yapilanlar, yaptiklarimiz o bir nefeslik can için.Can kiymetli.Fakat canin asil sahibini,canani bilen için can,canana sunulabilecek en güzel hediye.Canla imtihan...
Yâ rabbi! Sen benim rabbimsin, ben ise senin kulunum. Sen herşeyi Yaratıcısın, ben ise yaratılanım. Sen rızık verensin, ben ise rızık alanım. Sen mülkün sahibisin, ben ise kölenim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise âciz ve zelîlim. sen zenginsin, ben ise sana muhtacım. Sen ezelî dirisin, ben ise ölüme mahkûmum, sen bakisin, ben ise fânîyim. sen kerem sahibisin, ben ise kötülenmeye lâyığım. Sen iyilik yapansın, ben ise kötülük işleyenim. Sen affedicisin, ben ise günahkârım. Sen büyüksün, ben ise hakirim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise zaîfim. sen verensin, ben ise isteyenim. Sen emniyet verensin, ben ise korkanım, Sen cömertsin, ben ise dua edenim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Rahmetinle benim günahlarımı affet. Suçlarımı bağışla.Amin
Harisi eşari ra'dan rivayet edilen bir hadisi şerifte rasulallah sav şöyle anlatmakata ;
_mevla teala hazretleri yahya bin zekeriyya as'a israil oğullarına da amel etmelerini emredip, kendisininde amel etmesini emrettiği 5 kelime vahyetti.. neredeyse yahya as ondan aciz kalacaktı (ihmal edecekti) ki isa as ona;
_"muhakkak ki allahu teala sana 5 kelimeyle amel etmeni ve israil oğullarınada emredip onlarında amel etmelerini vahyetti, ya sen onlara emredersin, yada ben onlara emrederim.." dedi, yahya as ;
_"beni geçmenden ve benim bu sebeple yere batırılmamdan veya azap olunmamdan korkarım" dedi ve israil oğullarını meyti makdise topladı, her yer doldu, hatta şerefelerin üzerine oturdular.. yahya as onlara ;
_allah bana 5 kelimeyle amel etmemi ve sizlere emredip sizlerinde amel etmesini emretti.. evvelkisi ;
"allah'a ibadet etmeniz ve ona hiç bir şeyi ortak koşmamanız.. allah'a şirk koşanın misali bir adam gibidir ki, bu adam kendi halis malından, altınıyla, gümüşüyle bir köle satın alır ve "bu benim evim, buda işim, çalış ve kazancını bana öde" der, köle ise çalışır ve kazancını efendisinden başkasına öder, sizden hanginiz böyle bir köleye razı olur??
ikincisi ; muhakkak ki allah size namazı emretti ve namaz kıldığınız vakit, sağa, sola bakmamanızı zira allahu teala kul sağa, sola dönmedikçe vechini namaz kılan kulun yüzüne çevirir..
üçüncüsü ; allahu teala size orucu emretti, bunun misali kendisinde kese içerisinde misk kokusu bulunduğu halde bir topluluğa giren adam gibidir ki, bu misk topluluğun hoşuna gidiyor.. muhakkak ki oruçlunun ağız kokusu allahu teala katında misk kokusundan daha güzeldir..
dördüncüsü ; allahu teala size sadakayı emrediyor, bunun misali ise ; düşmanlara esir düşen bir adam gibidir, düşmanlar onun elini boynuna bağlar ve boynunu vurmak için getirirler, esir ; "size malımın azı ile çoğu ile fidye veriyorum" der ve nefsini (canını) kurtarır..
beşinci olarak ; size allahı zikretmeyi emrediyor, bunun misali düşmandan kaçan bir adam gibidir, düşman onun izini sür'atle takip eder taki kalelerden bir kaleye gelirler, adam bu kaleye girerek kendini düşmandan korur.. kulda nefsini şeytandan koruyamaz, ancak allahın zikriyle korur....
efendimiz sav bunun üzerine buyurdu ki ;
_"bende sizlere 5 şeyi emrediyorum, allah bana onlar ile emretti, dinlemenizi, itaat etmenizi, cihadı, hicreti ve cemaatı.. her kimki (ehli sünnet) cemaatinden bir karış ayrılırsa, dönene kadar, islam ipini boynundan çıkarmış olur.. her kim cahiliye davasını tutarsao cehennem ehlindendir" bunun üzerine bir adam "namaz kılsa, oruç tutsada mı?" diye sordu, efendimiz sav ;
_"namaz kılsa, oruç tutsada (yine cehennem ehlindendir).. ey allah'ın kulları, sizi müslüman olarak isimlendiren allah'ın davasına tutunun.." buyurdu..
aşk, taneyi mücevher yapan, faniyi baki yapan.. bir kainatı aşk ile dolduran Rabb'e aşk... olmazları olduran, kabımızı güllerle dolduran Rabb'e aşk... bir zerreye bile akla sığmaz kanunları sığdıran, nice fabrikalar işletip en güzel suretiyle bize sunan Suyu Rahmet, Gülü Muhabbet eyleyen Rabb'e aşk...
Ancak aşk ile dönebilir bu dünya, Aşk olmazsa bir elektron dahi yörüngesinde duramaz.. Su molekülleri biraraya gelemez.. Yağmur yağamaz, Güneş doğamaz o ilahi Aşk olmasa..
Halık-ı Kerim'in "ol" emri olmasa.. Ne alem olur, ne zerre, ne katre, ne güller, ne gülistanlar ve ne biz insanlar..
Ama "Ol" dedi Rabbim.. "Gel" dedi dünyaya..Ve bizleri bu fani misafirhaneye misafir eyledi, Tüm cihazatları verdi Rabbim.. Görmeye, Bilmeye, İnanmaya, İtaate, Sevgiye, Aşka ve Teslimiyete dair, Tüm cihazlarla donattı bizi... Halk eyledi, Rahmeyledi, nur eyledi..
Alemi melekleriyle donattı, herbirini emrimize memurlar eyledi.. Hizmetkarlarıyla doldurdu dörtbir yanımızı, ve "en sevdiğini" gönderdi bizlere... Nelerden nelerden nasipdar eyledi...
Mahbub-u Hakiki olan Rabbimiz, O aşk'a teveccüh ettirsin bizi O'na sevk etsin bizi, O'nunla eylesin bizi..
rivayet olunur ki haccacı zalim hz enes r.a.'yı huzuruna çağırdı ve dedi ki ;
_"bana söven senmisin?" enes ra ;
_"evet çünkü sen zalimsin,efendimiz sav'e muhalefet ettin.."dedi, haccac ;
_"seni öldürmek istesem en kötü şekildee öldürürüm" dedi, enes ra bunun üzerine ;
_"eğer bunun senin elinde olduğunubilseydim elbette sana ibadet ederdim, ancak sen buna kadir değilsin, rasulallah sav bana bir dua öğrettiki her kim onu sabak ve akşam üç defa okursa allahın korumasında olur, ben o duayı okudum.. " haccac ;
_"onu bana öğretmezmisin?" dedi, enes ra ;
_"hayır! onu sana öğretmem ve sen hayatta olduğun müddetçe başkasınada öğretmemki sana ulaşmasın" buyurdu ve oradan çıktı.. haccaca ;
_"niçin onu öldirtmedin?" dediler, haccac ;
_"onun arkasında 2 tane büyük alan gördüm, onlardan korktum.." dedi..
yine denirki enes ra o duayı kimseye öğretmedi ancak ölüm döşeğinde hizmetçisine söyledi ki şu dua olduğu yine rivayetler arasındadır ;
Cumalar hürmetine, peygamber efendimizin yüzü suyu hürmetine, tüm sevdiğin kullarının suyu yüzü hürmetine bizleri affet, sana layık kul, peygamber efendimize layık ümmet et Yarabbim. Allahım, sıkıntılarımızı gider, tüm dua dostlarımızın ve müslüman kardeşlerimizin ne sıkıntısı varsa, VATANIMIZI KORUYAN MEHMETÇİKLERİMİZE YAR VE YARDIMCI OL YARABBİM,
SEN DÜŞMAN KARŞISINDA GÜÇLÜ KIL YARABBİM...
HASTALARA ŞİFA,
DERTLİLERE DEVA,
BORÇLULARA EDA,
İŞİ OLMAYANLARA İŞ,
AİLE HUZURSUZLUĞU OLANLARA AİLE HUZURU,
KÖTÜ ALIŞKANLIĞI OLANLARA GÜZEL AHLAK NASİP ET YARABBİM. Bunları senin RAHMET ismine sığınarak istiyoruz Yarabbim, biliyoruz sen çok rahmetlisin,
bizlere çok merhamet edensin, senden başka kapımız yok
Allahım ne olur bu aciz kullarını affet,
göz açıp kapayıncaya kadar bile bizleri nefsimize uydurma Allahım.